TÜİK bültenleri, piyasa tahminleri ve faiz politikaları konuşulurken; çarşı-pazarın, fahiş kiraların ve gençlerin gelecek kaygısının yarattığı görünmez yük giderek büyüyor. İstatistiklerin söylemediği gerçek tablo neyi işaret ediyor? Kırmızı Alan Yazarı Ömür Çakmak konuyu farklı yönleriyle sizler için yazısında ele aldı.

Her ayın başında açıklanan enflasyon verileri televizyon stüdyolarında grafiklerle analiz edilirken, sokaktaki insanın gündemi bambaşka bir aritmetikle şekilleniyor. Makroekonomik hedeflerde “baz etkisi” veya “aylık yavaşlama” gibi teknik kavramlar öne çıksa da, market kasasında temassız kartını okuturken yaşanan o birkaç saniyelik gerginlik resmi bültenlerin hiçbir satırında yer almıyor. Türkiye’nin mevcut ekonomik konjonktüründe en temel mesele, göstergeler ile hissedilen hayat pahalılığı arasındaki makasın hiç olmadığı kadar açılmış olmasıdır.
Bugün ekonomik daralmanın en ağır hissedildiği alanların başında barınma krizi geliyor. Büyükşehirlerde ortalama bir evin kirası asgari ücreti katbekat aşarken, yalnızca çalışanlar değil, üniversite öğrencileri ve yeni mezunlar da derin bir güvencesizlik sarmalına itiliyor. Ev sahibi olma hayali geniş kesimler için tamamen rafa kalkmışken, sadece “başını sokacak güvenli bir çatı bulmak” dahi başlı başına bir lüks haline geldi. Barınma gibi en temel anayasal hakkın ulaşılamaz hale gelmesi, toplumun geleceğe dair kurduğu tüm sosyal bağları zedeliyor.
Bu tablonun en sessiz ama en derin faturasını ise gençler ödüyor. Sosyal hayata karışmanın, bir kafede kahve içmenin, sinemaya ya da konsere gitmenin bile ciddi bütçe planlaması gerektirdiği bir ortamda; birikim yapma, dünyayı gezme ya da kendi ayakları üzerinde bağımsız bir hayat kurma idealleri sürekli erteleniyor. Gençlerin “yaşamak” yerine yalnızca “günü kurtarma ve hayatta kalma” moduna geçtiği bir toplumda, inovasyon ve üretkenlikten bahsetmek de her geçen gün zorlaşıyor.
Piyasa disiplini ve sıkı para politikaları teknik olarak gerekli adımlar olabilir; fakat bu sürecin tüm faturasının yalnızca sabit gelirli çalışanlara ve genç nesillere kesilmesi adil bir çözüm sunmuyor. Vergi yükünün tabana değil tavana yayılması, temel gıda ve enerji maliyetlerindeki tekelci fiyatlamaların denetlenmesi ve yerli üretimi destekleyecek somut adımların atılması ertelenemez bir zorunluluktur.
Sonuç olarak ekonomi, borsadaki endekslerin yeşil yanmasından ibaret değildir. Gerçek istikrar; gençlerin geleceğe umutla baktığı, emeğin karşılığını alabildiği ve sokaktaki insanın ay sonunu getirme kaygısı taşımadığı bir düzende mümkündür.

