Olağanüstü kurultayın tedbir kararı nedeniyle yapılamayacağını savunan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimler, sonbaharda başlayacak mahalle delege seçimleriyle olağan kurultay sürecini başlatmaya hazırlanıyor. İşte CHP’deki değişim süreci…
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan iç tartışmalar, artık yalnızca bir liderlik mücadelesi olmaktan çıkmış görünüyor. Ankara kulislerinden yansıyan bilgiler, Özgür Özel ve ekibinin olası her senaryo için hazırlık yaptığını gösteriyor. Parti içindeki hukuki süreçlerin farklı sonuçlar doğurabileceği ihtimali karşısında, alternatif siyasi yapılanmalar üzerinde çalışıldığı konuşuluyor.
Edinilen bilgilere göre, biri seçimlere katılma hakkına sahip mevcut bir siyasi yapı, diğeri ise yeni kurulacak bir parti olmak üzere iki farklı seçenek üzerinde hazırlıklar yürütülüyor. Ankara’da iki ayrı merkez için çalışmaların sürdüğü, Çukurambar ve Mustafa Kemal Mahallesi’nin bu hazırlıklarda öne çıktığı ifade ediliyor.
Aslında tartışmanın merkezinde yalnızca parti binaları ya da hukuki süreçler yok. Siyasette asıl belirleyici olan unsur, toplumdan alınan destektir. Bugün CHP tabanında yaşanan hareketlilik, Özgür Özel ve ekibinin kamuoyundan aldığı desteğin giderek arttığı yönündeki değerlendirmeleri de beraberinde getiriyor.
CHP’de yol ayrımı: Yeni parti seçeneği masada mı?
Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu cephesi, yaşanan süreci “arınma” ve “temizlenme” söylemi üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyor. Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi gündem düşünüldüğünde, seçmenin önceliğinin parti içi tasfiyeler olmadığı açıkça görülüyor. Kamuoyu, kişisel hesaplaşmalardan ziyade ülkenin temel sorunlarına çözüm üretecek siyaset arayışında.
Bugün gelinen noktada dikkat çeken başka bir tablo daha var. CHP’deki iç mücadele, yalnızca parti aktörlerinin değil, iktidar kanadının ve medyanın da ana gündem maddelerinden biri haline gelmiş durumda. Bu durum, parti içindeki gerilimin ülke siyasetinin merkezine yerleşmesine neden oluyor.
Özgür Özel’e yakın isimlerin önemli bir kısmının, yaşanabilecek olası bir ayrılık durumunda birlikte hareket edeceği öngörülüyor. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun etrafında, sadakat duygusuyla hareket eden ve siyasi geleceğini bu çizgide gören bir grubun varlığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle CHP’de yaşanan mücadele, yalnızca koltuk savaşı olarak değil, aynı zamanda iki farklı siyasi anlayışın ve gelecek tasavvurunun çatışması olarak okunmalı.
Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak unsur ise hukuki tartışmalardan çok seçmenin vereceği karar olacak. Çünkü siyasette nihai sözü mahkemelerden ziyade sandık ve toplumun vicdanı söyler. CHP’de yaşanan bu kırılmanın, yalnızca partinin değil, Türkiye siyasetinin geleceğini de etkileyecek sonuçlar doğurması sürpriz olmayacaktır.

